Mesele

İnsanları anlamak, anlamaya çalışmak zor.

 
Ne yaptığını , ne söylemek istediğini, amacını kaybetmiş insanlarla uğraşmakta zor.

Bu kaybolmuşluğun içinde kendi kendilerini yok ediyorlar haberleri var mı ? Bilemiyorum ama bu şekilde yaşamak yada yaşamaya çalışmak diyelim sıkıntı yaratıyordur -Sanırım-. Hiç bu psikolojiye bürünmediğim için net cümlelerde kuramıyorum tabi.

 
Bugüne kadar kendine zarar veren insanları hiç anlayamadım. İntahara yeltenen aciz insanları. Kendine ceza vermekten çok etrafındakilere derin yaralar, büyük cezalar veriyorsun. Hadi bunlara göz yumdun.. Bırak! hayata sıkı sıkıya bağlanan, anın güzelliklerini yaşamaya çalışan insanlara niye zarar veriyorsun.


Bazen bir bakışıyla bazen de imali bir sözle anında modunuz düşebiliyor.  Bu mutsuz insanların başkalarını mutlu görmeye tahammülü olmamasıdır sorunları. Bu olumsuz durumdan kurtulmaları için ufak bir detay anlatacağım. Ne yalan söyleyeyim bu konuda bencilce davranmak zorundayım.  Suratımın beş karış gezmesine sebep insanların bu durumu bana dokunduğundan onlarıda kazanmak gerektiğini düşünüyorum.
 Hayal dünyasında yaşayan biriyle tanıştım. Sürekli hayatı romanlaştıran tavırları, romantizme yatkınlığı belkide şevkat arayışında eksilere inerken, onu motive eden tek araç. Oturduk saatlerce konuştuk sohbet ettik. Yaşı ilerlemiş, olgun olduğunu düşündüğünüz  biri. Ama aslında bir kaç saatini paylaştığında içinin hala çocuk kalmış olduğunu görmek çok zor değil. Daha çok onu dinlemeyi, analiz etmeyi tercih ettim. Arada bir yaptığım yorumların pek önemi olmadığının farkında olsam da belki bir fark yaratır diye ince dokunuşlar yaptım. Yaptım ama sonunda baktım kendim ile çelişiyorum. Aslında benimde bu karışık halimin nedeni net. İnsanlar anlamak, duymak istediği neyse onun yapılmasını, söylenmesini bekler. İşin komik tarafı beklediği şeyi söylesemde itiraz durumuydu. Çok çağresiz olduğunun kendi dahil hepimiz farkındaydık. O uzun ve derin sohbetin ardından anladığım, ister 20 ol ister 30, yaşanılan değişmez. Yaş belki insana farklı tecrübeler katıyormuş, olgunlaştırıyormuş gibi gözüken bir faktör fakat yaştan önce yaşanmışlık, o yaşanmışlıktan mutlak öğrendiğindir. Öyle hata üstüne hata çok zor be bu zamanda. Kimse sana o lüksü vermez. He sen dersen yok ben böyle devam ederim. O zaman yalnız kalmaya, anlamsız savaşmaya da devam edersin. Evime döndüğümde durdum bir daha söylediklerini , yaşadıklarını düşündüm ve yaşayacaklarını. . . Üzüldüm.

Sonrası,
Bu görüşmemizden bir hafta sonra kendisi ile karşılaştım. Yüzünde ayrı bir gülümseme. Anlatılarında farklılık gördüm. Biz çözüm yolları sunarken hiç ilgilenmiyor gibi gözüken, o gün söylediklerimi bir bir tekrar edip tanışmamızın  güzel bir şans olduğunu dillendirdi. Kendimden de biliyorum imkansız olan birşeyi istemeye devam etmek yorucu. Bu devamlılığı engellemekse bireyle alakalı.

İsterseniz günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca miyonlarca kişiye anlatın derdinizi eğer ki çözümü yoksa hiç bir sonuç alamazsınız.


Nihayetinde,mesele ister aşk ister aile olsun  bireyin net karar verip ''Bitti'' diyebilmesi .

İnsanlar akıl sınırlarını zorlayan varlıklar. Kendinizin farkına varın. Üzülmeye değil mutlu olmaya motive olun.

Sabah metrobüste 3 durak sonra oturacak yer bulduysanız. Siz dünyanın en şanslı insanlarındansınız.

Sırıtmaya devam *:)

Meltem Karaarslan










Twitter Mode On !



Yonja ve Facebook 'tan sonra yeni fenomen ''Twitter''.

Format olarak diğerlerinden farklı olan Twitter gün geçtikçe popülerliğini arttırıyor. 2006 yılında ‘’Jack Dorsey’’ tarafından kurulan Twitter 'ın Ceo'su ‘’Evan Williams’’ ve Tasarım Yöneticisi ‘’Biz Stone’’ 'muş. Özellikleri sayesinde internet dünyasının SMS 'i olma ünvanını da kazanmış. Madem ki elimizden düşüremediğimiz telefonların, başından kalkamadığımız bilgisayarların sebebi ''Twitter'' o zaman hakkında bazı ufak şeyleri de bilelim diye böyle bir giriş yaptım .


Şimdi gelelim ''Twitter'' fenomeninde yaşananlara. Anladığımız kadarıyla benim de tutkunu olarak , sıkça kullandığım bu sosyal ağ yavaş yavaş bünyelere nüfus ediyor. İlk açıldığında size birşey ifade etmesede takipçileriniz arttıkça ve sohbetler koyulaştıkça vazgeçilmeziniz haline geliyor.




Ben kendi çapımda emektar ''Facebook'' ile birlikteliğime devam ederken. Abim tarafından sürekli adı geçirilen ''Twitter''  bende bir merak uyandırdı. Bu sosyal ağda ; buluşmalar , partiler su gibiyken bizim emektarın sakinliği , monotonluğu ilgimin Twitter'a kaymasına vesile oldu . 

Denemeye değer diye düşündüm. Fakat açtığım hesabı 3 ay kullanmamamdan da anlaşılacağı gibi ilk zamanlar pek tutunamadım. Alışıla gelmiş sosyal ağlarda hep bir anlam silsilesi mevcudiyeti ve sınırsız özgürlüğe alıştırılmak, sadece 140 karakterlik sınırlamasıyla,  Twitter'ın zor anlar yaşatmasına sebebiyet verdi. Bu karışıklığı çözmek için Twitter'da doktora yapabilecek potansiyele sahip abim  Mert Karaarslan'a yönelttiğim 'Çözemedim şimdi napacağız bununla?'' soruma aldığım ''Zamanla anlarsın '' cevabı soru işaretlerime yenilerini ekledi. Sonra gerçekten zamana bırakmaya karar verdim. Gel gelelim bir ‘’Twitter’’ organizasyonuna abimin ev sahipliği vesilesiyle katılmış bulundum. Gördüğüm manzaraya inanamadım. Kullanıcılar etkinliğin her anını fotoğrafladı ve telefonlar elden bir an bile düşmedi. Bu durum bana ayda bir girdiğim Twitter'a girme zorunluluğu hissettirdi ve sürü psikolojisiyle bende uyum sağladım. Organizasyon sayesinde Twitter'ı anlamaya çalışmamam gerektiğini , ve aslında o 140 karakterlilk sınırlamanın altında diğerlerinde olmayan sonsuzluk olduğunu anladım. Biraz felsefik oldu galiba ama gerçekten uzun zamandır kullanıcı olan insanlar da Twitter'da asıl paylaşılması gereken konunun ne olduğunu bilmiyor. Siyaset, magazin, aşk , aile , dizi yorumları , trafikte son durum, en iyi restaurant, kim? , nerede?, ne yapıyor? gibi bir çok konudan anında haberiniz olabiliyor. Sevdiğiniz sanatçıların konser duyuruları , gerçekleştireceği projelerden de o kişiyi takip ederek haberdar olabiliyorsunuz. Bununla da kalmıyor  ''Ünlüler Alemi'' diye tabir edilen ve biz Twitter kullanıcılarına ''Hakikaten alemler. '' dedirten grubun tartışmalarına saniye saniye şahit oluyorsunuz. Hep merak ederdim ‘’kim ne demişte bunlar küsüşmüş?’’ diye. Her cumartesi, pazar yayınlanan magazin programlarını beklemenize gerek kalmadan , buradan, canlı canlı haberiniz olması kadar keyif verici ve eğlenceli bir şey daha olamaz sanırım. İş yoğunluğuna, pazartesi sendromuna ve strese birebir.



Beni Twitter 'a bağlayabilen ikinci sebepte ''Ceyhun Yılmaz''. Best fm 'de hali hazırda gerçekleştirmiş olduğu radyo show 'una dinleyenleri Twitter ile dahil eden başarılı radyo ve tv programcısı (aynı zamanda eğitmen, komedyen, şair, sinema ve dizi oyuncusu. ) dinleyicileri ile hem iletişimi kolaylaştırıyor hemde programa katılımı arttırıyor. Twitter üzerinden günlük haberleri, programda gelişen olayları yorumlatan Yılmaz aynı zamanda gerçekleştireceği etkinlikleri ve kişisel fikirlerini sevenleri  ile paylaşıyor. Kendisi twitter'ı etkin ve faydalı kullanabilen yegane ünlülerimizden. Yılmaz'a beni Twitter camiasina bağladığı için ayrıca teşekkür ediyorum. Twitter takipçilerinin özellikle alışmaya çalışanların,  12.00-14.00 saatleri arası 98.4 Best Fm 'de yayınlanan programı  kaçırmamalarını –şiddetle- tavsiye ediyorum. Sizlerde programa katılabileceksiniz ve emin olun günün diğer yarısında gülümsemenize engel olamayacaksınız. (Dikkat: Bağımlılık yapar !)



Bu arada Twitter camiası diyorum şaşırmayın. Birde böyle olgular oluşuyor burada. Mesela ''Twitter Ünlüleri'' var. ''Twitter Ünlüsü'' deyip geçmeyin. Kaç bin takipçisi var? , Günde kaç tweet atıyor? yetişmeniz mümkün değil. Kim bu insanlar ? Nasıl anlarım ''Twitter Ünlüsü'' olduklarını? diye kendinizi anlamsız sorular ile yormayın. Zaten onlar sizi buluyor. Siz onları aramayın . 

Dikkat etmeniz gereken önemli bir konu var. Her an evinize bir celp gelebilir aman yazdıklarınıza dikkat!  Ünlülerin sürekli birbirlerini mahkemeye vermesinden doğan bir akım bu. Sürekli ve gereksiz konulardan mahkeme polemiği yaşamaları, kullanıcılar tarafından alay konusu haline geldi. Sanatçıların dışında köşe yazarlarının ve siyatsetçilerinde son dönem müdavimi olduğu Twitter'a avukatsız gelen yok. Olmayan da polemik yaşar yaşamaz avukatına takip hesabı açtırıyor sanırım. Anında;  ''Avukatımla muhattab olun .'' cevabını yapıştırmalarından anladığımız bu.


Amerika'da doğan Twitter ne şekilde ve ne için kullanılırsa kullanılsın bir süre sonra hayatınızın bir parçası olacak.

Tavsiyem ; Hayatınızda bazı şeyleri anlamlandırmadan yaşayın. Her zaman bunu yapabilme lüksünüz olmayabilir. Yaşanabilir fırsat Twitter'da . 
Çok düşünme,  ''Follow Me '' :)





Meltem Karaarslan




İnsanları yakınlaştırması, fikirlerin paylaşılması, duyguların aktarılması, konuların -ayrımsız- eleştiriye açık ve tartışılır olması, araştırmalara katkı sağlaması sayesinde ''Twitter'' olası ve olabilecek rakiplerini şimdilik zorluyor gibi.

İSTANBUL 2010 KÜLTÜR BAŞKENTİ VE GÖNÜLLÜ HİZMETLER




İstanbul'˜u Şiirler, Şarkılar, romanlar, resimler, fotoğraflar birçok sanatsal ürünle birçok kişi anlatmış, bu büyülü şehri tanımlandırmıştır.2010 kültür başkenti seçilmesi de İstanbul'u hak ettiği yere ulaştırdı.
Bu durum İstanbul için yapılan projeleri, yapılandırmaları hızlandırdı. Belki iş yoğunluğunuzdan belki sınav stresinden belklide ailenize ayırdığınız zamandan fırsat bulup projeleri, etkinlikleri takip edemiyor olabilirsiniz. Bir fırsatını bulup kahvenizi yudumlarken yazımı okuyor olursanız eğer şanslısınız. Çünkü ben sizin için önemli etkinlikleri, projeleri araştırdım. Çok kolay olmadı açıkçası birçok proje ve etkinlik var. Sizin için aralarından seçtiklerimi paylaşacağım.

Projelere göz attığımızda müzik, opera, sinema, belgesel, animasyon, edebiyat, sahne ve gösteri sanatları, geleneksel sanatlar vb birçok konuda proje var.www.istanbul2010.org sitesine girdiğinizde ilgi alanınıza göre projeleri seçip bilgi alabilirsiniz.
En çok ilgimi çeken   "Sanatın Anadolu Aydınlanması'' adlı proje.  
Bu projeyi şöyle anlatmışlar; 15 ilde bulunan üniversitelerde oluşturulan 17 proje grubunun ilk olarak kendi illerinde, daha sonra da İstanbul'da, Nisan-Aralık 2010 tarihleri arasında açacakları sergileri içeriyormuş. Bu sergiler zengin Anadolu uygarlıklarından esinlenmiş çağdaş ürünlerden oluşacakmış.
Her üniversite İstanbul'da kendi sergisini açacakmış. Bu sergiler resim, heykel, seramik, grafik, dans, müzik, drama gibi sanat dallarının tümünü kapsamaktaymış.

Bu sanat dallarının meraklıları gerçekten çok keyif alacaklar. Sergi tarihlerini ayrı bir bildirim olarak sizlerle paylaşacağım.
ikinci bildirimimde spordan olsun dedim ve 2010 FIBA DÜNYA ŞAMPİYONASI oldu.

llki Arjantin'de 1950 yılında gerçekleştirilen FIBA Dünya şampiyonası, bugün dek 15 kez düzenlenmiş. Brezilya, Şili, Uruguay, Yugoslavya, Porto Riko, Filipinler, Kolombiya, İspanya, Arjantin, Kanada, Yunanistan, ABD ve Japonya'˜nın evsahipliği yaptığı şampiyonalarda Yugoslavya 5, Sovyetler Birliği ve ABD 3'er, Arjantin ve İspanya da birer kez şampiyon olmuşlar.
 16.'sı 28 Ağustos-12 Eylül 2010 tarihleri arasında ülkemizde düzenlenecek bu büyük organizasyonun grup maçlarına İstanbul, Ankara, İzmir ve Kayseri evsahipliği yaparken, Şampiyonanın final grubu maçları ise İstanbul'da oynanacakmş.

Avrupa Birliği ofisinde staj yaparken arkadaşımla gönüllü hizmetleri araştırıyorduk ve FIBA dünya şampiyonası için gönüllüler aradıklarını gördük birçok konuda yardımda bulunabileceğiniz bu organizasyonda basketbol sever herkesin büyük bir zevkle gönüllü olduklarından eminim.
Böyle organizasyonlarda, projelerde bulunmak sosyalleşmek adına büyük bir fırsat olur. Aynı zamanda iş başvurularınızda öncelik sağlar. Bu nedenle elinizden geldiğince gönüllü hizmetlerde bulunun. Bazı arkadaşlarımız bu hizmetlerin sıkıcı olduklarını düşünüyorlar ama gördüğünüz gibi herkesin ilgi alanına göre proje ve organizasyon mevcut. Yeter ki siz gönülden isteyin ve araştırın.
Gönüllü hizmetleri gerçekleştirmenize vesile olabilecek sosyal yardımlaşma derneklerinde de  yeteneğinize göre hizmetlerde bulunabilirsiniz.
Örneğin; Şebinkarahisar Ocaktaşı (Gölve) köyü Sosyal yardımlaşma derneği bu konuda gençlere büyük fırsatlar tanıyor ve sonsuz destek sağlıyor. Şebinkarahisar Ocaktaşı köyü Sosyal Yardımlaşma Derneği gençlik kollarını kurarak buna en büyük adımı atmış. Gençlik kolları aktif bir şekilde çok önemli organizasyonlara profesyonelce imza atıyor. Şebinkarahisar Ocaktaşı köyü Sosyal Yardımlaşma Derneği başkanı Yakup Şeker'in gençlerin arkasında olup onlara güvenmesi, desteklemesi gençlerinde sanat, spor vb konularda kendilerini göstermelerine vesile oluyor. Sayın Yakup ŞEKER'i Sayın Sezar KARAKUޘu ve Sayın Kerim KARAARSLAN'ı gençlere tanıdıkları fırsatlardan, verdikleri destekten ötürü gönülden tebrik ediyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın okurlar özelliklede akranlarım. Karşımıza çıkan veya bize sunulan fırsatları değerlendirmek, hayata geçirip kendimize fayda sağlayabilmek yaşadığımız dönem için önemli bir faktör. Bu nedenle elimizden geldiğince çalışmalı, kendimizi geliştirmeli, en iyiyi hedeflemeliyiz
Eğer yazımı okuduktan sonra aklınızda bazı şeyleri şekillendirebildiysem ne mutlu bana. Hadi durmayın başlayın o zaman. . .

Meltem Karaarslan

www.sebinmedya.com
yazarı

Pasta Sanatı ve Girişimcilik

ImageShack, share photos, pictures, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting, photo image hosting site, video hosting site



Doğum günlerinde, yıl dönümlerinde, sevgililer gününde ve bunlar gibi diğer günlerde hepimiz kendimizi özel hissetmek isteriz. Sevdiklerimize sevgimizi göstermenin en önemli yolu da onların özel günlerini hatırlamak ve unutamayacakları sürprizler hazırlamaktır. Yakınlarınızın karakterine, yaşam tarzlarına uygun pastalar yapılabildiğini biliyor muydunuz?

Bu pastalar adeta birer sanat eseri. Yaratıcılık, kişi analizi yapabilme, el becerisi ve lezzeti birleştiğinde karşımıza çıkan başarılı, lezzetli ve mükemmel pastalar.

Pasta sanatının öncülerinden ve en iyilerinden olan Mine SEYİDOĞLU İle konuştum. Bu eserleri yaratmaya başlama serüvenini ve kendi hayatından kesitleri şöyle anlatıyor;

1971 İstanbul doğumluyum.14 ve 15 yaşlarında dünya tatlısı iki kızım var.Biri sağ diğeri sol yanım.30 Sene önce kedi dili bisküvi ile yaptığı pastalarla çevresinde meşhur olmuş,elinin değdiği her yemeğe lezzet katan bir annenin ve onları yemekten büyük zevk alan harika bir babanın kızıyım.Anlayacağınız yemek ve pastalar genlerde yer etmiş bir kere.Üç kardeşin ortancasıyım.Abim ve kız kardeşim annemle babamın benim için dünyada yaptıkları en güzel iki şey.İyi ki varlar.Tatlının her türünü seven bir insan olarak bu konuya uzak kalmam mümkün olmadı hiçbir zaman.Birde benden daha çok tatlı seven eşimde girince hayatıma daha çok pasta yapmak şart oldu.Beğenilen her pastanın ve kurabiyenin ardından sipariş alarmısın diyenleri kırmamak adına yapılan pastalar yavaş yavaş yeni bir işe dönüştü.Yaklaşık iki senedir yaptığım siparişlerde herkes siten var mı diye sormaya başlayınca eşimin 2009 yılbaşı hediyesi www.pastaevim.com beni inanılmaz mutlu etti.Her zaman sürprizleriyle beni şaşırtan eşim 2009’un ilk sürprizini de yapmış oldu.Umarım bundan sonra ağız tadıyla,güzel pastalarla ve güzel tariflerle birlikte oluruz.
Mine SEYİDOĞLU’nun bu büyük girişimciliği günümüzde KAGİDER(Kadın Girişimciler Derneği),çeşitli banka ve firmanın da desteklediği kadın girişimcilere önemli bir örnek teşkil ediyor.

Artık kadınların sektörde istihdamının arttırılması üzerine projeler başlatılıyor. KAGİDER’in öncülüğünde başlatılan Kadına İstihdam Kampanyası “Çalışmak istiyoruz” sloganı ile başta kadınlar olmak üzere, hükümet, işdünyası ve kamuoyuna yönelik Akbank’ın kurumsal sponsorluğunda başladı.Bu kampanyanın amacı Türkiye’de kadın istihdam oranını arttırmak.AB ülkelerinde kadın istihdam oranı %52 iken Türkiye’de sadece %23.5 oranındadır.KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç bu proje için yapılacakları şu şekilde belirtiyor ;

KAGİDER tarafından lansmanı yapılan kampanya 2010 yılı sonuna kadar sürecek. Kampanya kapsamımda, pozitif ayrımcılık sisteminin yasalaştırılması yönünde savunu ve lobi çalışmaları yapılacak, ayrıca siyasetçilerin seçim ajandasına kadın istihdamı konusunun girmesi için çeşitli toplantılar, tartışma ortamları ve medya aracılığı ile savunu faaliyetleri yapılacak. Bunun dışında, medya ve reklam çalışmalarıyla da kadınlar ve işdünyası başta olmak üzere kamuoyu bilinçlendirme konusunda faaliyetler yürütülecek.

Ülkemiz de girişimciliğe özellikle kadın girişimcilere bu denli destek çıkılması yüzümü güldürüyor gerçekten. İnanıyorum ki bu çalışmalar karşılığını en iyi şekilde bulacak.Günümüzde giderek artan ölçüde bayanlarda girişimciliği bir kariyer olarak seçmeye başlıyacaktır. Piyasa koşulları belli fakat riskin her zaman girişimciyle beraber olduğunuda unutmamak gerekir.

Meltem Karaarslan

NOSTALJİYE SON YAZLIK SİNEMALAR BİZLERLE


Her yaz aile büyükleriyle bir sohbet ortamı olduğunda mutlaka konuşulan bir konu var ''YAZLIK SİNEMALAR''. 1980'lerde fenomen olan yazlık sinemaların tadının başka hiç bir şeyde olmadığını, teknolojiyle büyüyen biz şehir çocuklarının bu konuda çok şanssız olduğu dillendirilir.

Yaz akşamı serinlik çöktüğünde, paket paket çekirdekler alınırmış birde gazoz oldu mu onlardan keyiflisi olmazmış. Sıcak bir dostluk ortamı sağlayan yazlık sinemalar, Mecnun'ların Leyla'larına bir film boyu kavuşmasına da vesile oluyormuş. Komşularla haberleşip heyecanla beklenen Yılmaz Güney, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Kartal Tibet, Ayhan Işık, Eşref Kolçak vb aktör ve aktrislerin oynadığı filmler için herkes yerini alırmış. Şimdiki gibi konfor yokmuş tabi.Tahta sandalyelerde oturan sinema severler filmleri yaşar gibi izleyip keyifle evlerine dağılırlarmış.
Anlatırlarken iç geçiriyorum açıkçası. Düşünüyorum da günümüzde eğlence anlayışı bireyselliğe dayanıyor. Evet, belki arkadaş gruplarımızla keyif almak için programlar yapıyoruz. Gece eğlenceleri, alışveriş merkezlerindeki sinema günleri (tiyatrodan hiç bahsetmiyorum bile gençler arasında popüler olarak nitelendirilip tercih sebebi olmuyor maalesef.)vb. birçok şey. Fakat bunları bir ortamda anlatırken ben herhangi bir özlem hissedemiyorum açıkçası.
Yazlık sinemaların sonunu televizyonlar, alışveriş merkezleri yani kısacası batılılaşmanın yanında teknolojinin sihirli değneğinin neden olduğu düşünülüyor. Fakat artık ne biz şanssız şehirli çocuklarız nede yazlık sinemaları hasretle ananlar o zamanların keyif dolu aktivitesinden uzak. Nostalji olarak varsayılan yazlık sinemalar tekrar fenomen olmaya aday.
Yazlık sinemaların üstündeki tozu Kuşadası Belediyesi geçen sene ''SinemADA Buluşalım'' adıyla başlatmış olduğu açık hava sineması etkinlikleriyle atmış oldu. İlk gösterim BKM Mutfak oyuncularının ''Çok Film Hareketler Bunlar'' adlı filmiyle Ege Mahallesinde olan açılışta katılanlara patlamış mısır ve gazoz ücretsiz olarak dağıtılmış.
Bu etkinlikler Belediye binası arkası, Camiatik Mahallesi, İkiçeşmelik Mahallesi ve Meram Sitesinde gerçekleştiriliyor. İki ay boyunca her hafta ayrı film gösterilecek olan açık hava sinemalarında ''Dokuz, İki Dil Bir Bavul, Pandora'nın Kutusu, Ay Lav Yu, Adını Sen Koy, Bornova Bornova ve Yasak Bölge ''adlı filmler gösterimde olacak.İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanı'nda 1 Eylül günü Michael Moore'un ''Kapitalizm: Bir Aşk Öyküsü'' adlı filmiyle yazlık sinemalar bizlere veda edecekmiş.
Yazlık sinema özlemi yaşayanlar, şanssız şehirli çocuk kimliğinden çıkmak, tatlı açık hava sineması keyfi yaşamak isteyen herkes bir fırsatını bulup gelmeli. Meltem ''Nasıl gelelim biz! Çok uzak orası'' diyenlere de ayrı bir fikrim var! Kendi yazlık sinemanızı evinizin bahçesinde oluşturabilirsiniz. Komşularla haberleşin, dizin sandalyelerinizi. Çekirdekler çıtlansın, filmler yaşansın. Yazlık sinemalar nostalji olmasın. Hepinize iyi seyirler ve iyi tatiller.

Meltem KARAARSLAN
www.sebinmedya.com

Kış Geldi Ne Yapalım?

 

Kış kendini bu hafta itibari ile iyice belli etmiş durumda. Artık ince bir hırkayı sırtımız alıp dışarı çıkamasakta kışın keyfi bir başka. Burnumda tüten tarçın kokusu kışın en açık habercisi oluyor benim için.Tarçının yanında sayamadığımız kadar meyve ve otun olduğu karışımlar yudumlanırken narin bir şekilde yağan karı izlemek paha biçilemez.
Evet dediğim gibi tarçınlı çayımızı yudumlarken hoş vakit geçirip kendimizi dinleyebiliriz fakat sosyal insanlar olarak kara kışta olsa çeşitli etkinliklere, aktivitelere katılmamız gerekli. Bu nedenle yağan bu kara, donduran bu soğuğa rağmen neler yapabiliriz şöyle bir gözden geçirelim.
Kışın gelmesiyle ister istemez yapılacak aktivitelerde kapalı mekanlar tercih sebebi oluyor.
Yazıya başlamadan önce sosyal ağları kullanarak ufak bir araştırma yaptım.Yazıyı yazmaya başlarken sosyal insanlar olarak kara kış bile olsa kendimizi dışarı atmalıyız öngörüsünde bulunmuştum.Cevaplar sokak sokak gezmek yerine ev aktiviteleri düzenlemeye daha yatkın geldi.
Soğuk kış günlerinde neler yapmayı seviyormuşuz?Sizlerden gelen cevapları değerlendirelim.
Öncelikle hepimizin ilk aklına gelen sinema ve tiyatroların popülerliğini koruduğunu belirtmekle başlayalım. Türk sinemasının eşsiz örnekleri ardı ardına gösterime giriyor. Bir dönem Türk sinemasının bittiği iddialarını utandıracak yapıtların sergilendiği sinema alanı kış mevsiminde değerlendirilmeye değer,öncü aktivitelerden. Aynı durum tiyatro içinde geçerliliğini koruyor. Çeşitli televizyon programlarında her ne kadar gençlerin tiyatroya ilgisi olmadığı vurgulansa da genç akranlardan gelen cevaplar bunun aksini idda ediyor.
Evcil cevapları baylar ve bayanlar olmak üzere incelemeye almakta fayda var.
Erkek arkadaşlar evde sabahlara kadar süren playstation turnuvaları düzenlemeyi, maç seyretmeyi (aynı maçı birkaç defa bıkmadan izleyerek) ,aynı zaman da söz konusu maç olunca çoraptan top yapıp oynamayı, hava ne kadar soğuk olursa olsun mangal keyfi yapmayı ve sinemaya gitmektense evde dvd kiralamayı tercih ediyor. Nadir olarak tabu'da gelen cevaplar arasında (Eğer ki bayan arkadaşları misafir ediyorlarsa.).
Azınlıkta olsa da birkaç erkek arkadaşın önerisini de belirtmeden geçemeyeceğim.Şaşırtan ve bayanların hoşuna giden yorum; dağ evinde kamp ve oranın olmazsa olmazı sıcak şarap. Evet, fark ettim sizde çok şaşırdınız. Bu devirde böyle düşünebilen romantik erkeklerin var olduğunu bilmek umut verici .
Bayan arkadaşlardan da (playstation turnuvaları hariç ) benzer cevaplar aldım. İlk tercihleri kahkaha dolu anlar ve unutulmaz anılar bırakan tabu oluyor.Bilirsiniz ki bayanlar bütün bir günü alışverş yapmaya ayırabilir.Çılgınca alışveriş yapma fikri listemizde ilk sıralarda.Derya Baykal'ın Türkiye'ye getirdiği yaratıcı kadın rüzgârı Türk kadınlarına ilham vermeye devam ediyor. Hemcinslerinizden farklı olmak istiyorsanız soğuk kış günlerinde sufle yapımını öğrenerek 20-0 öne geçeceğiniz belirtildi.

KAGİDER 'in Proje Yöneticisi Doğa TAMER'İN samimi yorumu da şu şekilde oldu; '' İstanbul'da süper sergiler var. Bir de kışın Yeniköy Kahvesi'nin şömineli kısmına gidip okey, tavla oynamak falan güzel oluyor. Hem sıcak hem denize nazır. Aynı zamanda kışın Abant'a gidip şömine karşısında sıcak şarap içmek iyi oluyor. Tabii yolda kalmadığın sürece. İş güç olmasa ben de romantik bir film karşısında mısırımı patlatıp battaniyenin altına girip mayışmayı ve jeneriğe doğru uyumayı isterdim ne yalan söyleyeyim. ''
Gelelim sporseverlere. Kış aktiviteleri dediğimde fikirlerini eksik etmediler. Tercihleri; snowboard ve kayak üzerine oldu. Bu dönemde alternatif fırsatlar olduğunu belirten üniversiteli sporseverler kış sporlarının ana merkezlerine yapılan organizasyonları kaçırmıyor.
Son olarak eskiye gittik birlikte. Bizler için çocukluğumuzun en güzel aktivitesi olan; Sobada kestane pişirmek ve mandalina kabukları yakmak.
Okuldan eve geldiğimizde ödevler çabucak yapılır.Ardından sokağa kartopu savaşına çıkılırdı.Soğukta tutmayan ellerle eve girilip sobanın başına koşulurdu.Soba yakınlarında mayışmışken aniden mis gibi kestane kokusuyla uyanırdık.Bu fasıldan sonra her gün yakmadan uyuyamadığım mandalina kabukları. .
Sobadaki tadı vermese de ailece kestane keyfi yapmayı yemeyi tercih edenler de yorumlarını paylaştı.
Sinema ve tiyatro dışında bir çok enteresan fikri benimle paylaşan,illa ''kendizi dışarı atın'' öngörümü kıran , uygulamaya çalıştığım fakat pek bir üşendiğim sporu keyifli hale getirip bana yazdıran ve burnuma o yanık mandalina kabuklarının kokusunu tekrar hatırlatan sevgili dostlar ; Hepinize bu yazımdaki dokunuşlarınız için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu yazımı soğuk havada üşengeçlik yapan dostlardan ilham alarak yazdım umarım hepinizde ufak kıpırtılar uyandırır. Kestane kebap bizi bekler. Keyifli bir kış geçirmeniz dileğiyle.

Meltem KARAARSLAN

www.sebinmedya.com
Yazarı

Eurovision Rüyamız




56.sının Almanya'da gerçekleşeceği Eurovision şarkı yarışmasında ülkemizi Yüksek Sadakat temsil ediyor.

 İlk olarak 1975'te Eurovision rüyasına dahil olmuştuk. Semiha Yankı'nın seslendirdiği  dillere pelesenk olan ''Seninle Bir Dakika'' adlı şarkıyla temsil edildik. Bu rüyada  inişli çıkışlı pek çok başarı elde ettik.2003 yılında  yıldızımız  Sertab Erener'le Riga'da parladı.Soğuk ülkeyi sıcacık şarkı "Everyway that i can"  ile temsil etti .Çok söylenen ama herkesin hakkını veremediği ''İzleyenleri büyüledi.'' sözünü o gece mühürledi.Ülkemizi birinciliğe taşıdı.Bu güzel başarı sayesinde Türkiye   Eurovision 'a  kapılarını açtı ve ertesi sene Eurovision'a ev sahipliği yapma hakkı kazandı.Sertab'ın müthiş parlamasından sonra  yıldızımız ışığını hiç kaybetmedi ve 90'lı yıllara inat parlamaya devam etti.

 2004'te Athena dördüncülüğü,2007'de Kenan Doğulu dördüncülüğü,2008 yılında Mor ve Ötesi yedinciliği,2009'da Hadise dördüncülüğü ve 2010 yılında Manga ülkemize ikinciliği kazandırdı.

 Sonuçlar göğsümüzü kabartırken ,bizim, Türk halkının gücü göz ardı edilmez bir gerçek olarak kabul gördü.Farkındasınızdır sizde yönlendirme gücümüz çok kuvvetli.Genelde her şeyi ve herkesi isteklerimize , bize doğru gelene göre yönlendirebiliyoruz.Bir tek  ''Siyasal konular ve siyasetçiler '' hariç. Sesimizi duyuramadığımız tek alan .Çığlık çığlığa da olsak kulaklar kapanıyor,bilinenler okunuyor.Her neyse çok derinlere inmemek lazım.Konumuzu dağıtmayalım.Demem o ki iyiyi de kötüyü de çok iyi analiz edebilen bir milletiz.Yeter ki can damarlara , hassas noktalara ,ihtiyaçlara dokunulmasın. Mesela aklıma gelen ve çok konuşulan yarışmacımız Gülseren.''Rimi Rimi Ley'' diye bir şarkıyla ülkemizi temsil etti. Çalıştığı ülkede iyi ve tutulan bir sanatçı olabilir,Tamam şunu da kabul edelim ülkeyi temsil etme cesareti de öyle her yiğidin harcı olan bir şey değil.Kendisini bu cesaretinden ötürü takdir etmek lazım .Gülseren,Eurovision formatına ne kadar uygundu?O dönemdeki tepkilere bakılırsa pek yakıştırılmadığı açık.Acımasız eleştirilerin yersiz olduğu kanaatim kesin.Bu olumsuz konuşmaların, de-motive edici tavırların doğruluğunu onaylamıyorum elbette.Ama gel gelelim ülke tanıtımı ,toplumsal başarılar risk alınmayacak kadar önem teşkil eder.Bu konu ile ilgili televizyon'da yapılan oturumlar ,anketler o dönemin en önemli konusu haline gelmiş ve alınan neticeyle de Türk halkının haklılığı netleşmişti.Bu yaşananlardan sonra Trt'de gerçekleri fark etmiş gereksiz risklere girmemiş kamuoyunun sesini dinleyerek doğru seçimler yapmayı başarmıştır.



 Bu sene başarı getireceğine inanılan Yüksek Sadakat'a temsil hakkı verildi.Yaptıkları basın toplantısında ; "Bu ülkenin insanını temsilen katılmaya karar verdik. Herkesin yetiştiği ülkeye borcu olduğunu düşünüyoruz. Biz en azından bunun bu ülkeye karşı ödenmesi gereken bir borç olarak görüyoruz. Netice itibariyle talebe saygı gösteriyoruz.'' diyerek anlamlı bir konuşma yapmış.Hareketli ve ingilizce 3 şarkı sunacaklarını belirten grup üyeleri şarkının ingilizce olması durumunda alınan dereceninde yükseliceğini düşünüyor.Katılmamak elde değil açıkçası.Şarkının tarzı ve dili konusundada sürekli bir gel git içinde olanlara Ulu Önderimiz Mustafa Kemal 'in bir sözünü hatırlatmak isterim ; ''Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikte değişikliği
alabilmesi, kavrayabilmesidir. ''Bu bakımdan yarışmaya farklı tarzlarda ve ingilizce katılmak bizleri bir adım öne çıkarır.



Doğru tespitler ve yüksek inançlarıyla Yüksek Sadakat'e bu rüyada başarılar diliyorum ve en iyi derece ile ülkemize geri dönmelerini temenni ediyorum.



Hangi alanda  olursa olsun,ulusu temsil etmiş,edecek ve eden herkesi cesaretlerinden dolayı kutlarım.Bizleri daha yukarılara taşımak ulusal gücümüzü dünyaya göstermek için kaçınılmaz fırsatlar. 

Hadi 2011'de Yüksek Sadakat ile yükselelim. 

Sevgiler 

Meltem Karaarslan.